Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aç Değilim ama Yine de Yemek Yiyorum...

- Sıkıntılı olduğumda yemek yiyorum. - Moralim bozulunca buz dolabına yöneliyorum. - Yemekten önce sıkıntılı oluyorum. - Stesli zamanlarda yemek yemek beni rahatlatıyor. - Yemek yedikten sonra kendimi suçlu hissediyorum. - Aç değilim ama yine de yemek yiyorum. Siz de yukarıdaki durumları yaşıyorsanız eğer, bu yazı sizin için... Aç olmadığınız halde, mutlu, üzgün ya da sıkıntılı olduğunuz zamanlarda yemek yiyebilirsiniz. Fiziksel açlık  dışındaki nedenlerle yemek yeme aktivitesine “duygusal yeme” denir. Peki duygusal yemeniz olup olmadığını nasıl anlarsınız? Fiziksel açlık yavaş yavaş belirirken, duygusal yeme aniden olur. Fiziksel açlık bekleyebilir, duygusal yeme hemen giderilmelidir. Fiziksel açlıkla yiyorsanız doyduğunuzda durabilirsiniz ancak duygusal yeme ile yiyorsanız doymuş olsanız bile yemeğe devam edersiniz. Gerçekten açlık nedeniyle yemek yiyorsanız pek çok seçeğene açık olurken, duygusal yeme ile yediğinizde genellikle; pizza, çikolata,...

Ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza bey?

Bir dizi ile hayatımıza girsede  bu replik, gerçek hayatta ne kadar çok duyuyoruz farkında mısınız? Aile içinde bir ses yükseldiğinde, o an orada yolunda gitmeyen birşeylere tepki vermek üzereyken, kendi memnuniyetsizliğimizi veya mutsuzluğumuzu dile getirmek üzereyken, hakkımızı alamadığımız iş yerinde zam istemeye niyetlenirken, yolunda gitmeyen romantik ilişkimize dair kendimizi ifade edecekken gibi listelenebilecek   bir çok durumda aklımıza gelen veya ortamdaki biri tarafından hatırlatılan o meşhur ‘dur’ sinyalini veren replik.Sağlıklı olan, aksiyon almadan üzerine düşünmek elbette.Öfke yönetimi ile ilgili sıklıkla önerilir bekleme davranışı. Burada bahsettiğimiz bizi tutan, sınırımızı netleştirmek ve kendimizi ifade etmeye dair adımı durdurmak ve erteleme davranışı.İçinde bulunduğumuz durumun bize iyi gelmediğini hissetmemize rağmen, değişim adına adım atmayı sürekli planlayıp durmamıza rağmen o adımı atacak olmamızın bir bedeli olduğunu biliriz.Vereceğimiz tepki veya ...

ERTELEME

Bir işe başlamadan önce “Bunu daha sonra yaparım” der misiniz? Önemli bir işi yapmaya başladığınızda hemen mola verir misiniz? Genellikle zamanınızı önemsiz işlerle mi geçirirsiniz? Önemli bir işe başlamak için doğru zaman ve doğru ruh halinin olması gerektiğini mi düşünürüsünüz? İşlerinizi son dakikada mı yetiştirirsiniz? Bunların çoğuna evet diyorsanız, iyi bir erteleyicisiniz demektir. Dolayısıyla yapılması gereken işlere başlamak sizin için zor olabilir. İyi haber erteleme davranışınızı değiştirmeniz mümkün... Erteleme, genellikle kişinin kendisini aldatmasının bir sonucudur, işlerinizi ertelemek normalde yapacağınız süreden daha fazla zaman almasına neden olacaktır. Hiçbir şey yapmamanız, ya da önemli olmayan işleri yaparak vakit geçirmeniz, esas yapmanız gereken işlerinizin birikmesine neden olacaktır. Ertelemeyi sürekli tekrarladığınızda ise, alışkanlık haline gelecektir. Peki, ertelemeye ne neden olmaktadır?  Gerçekleştirilemeyecek hedefler belirlemek, “yapamayacağım...

Bir Sevgi Göstergesi Olarak "Kıskançlık"

-Beni kıskanıyor musun? -Evet seni kıskanıyorum. -Bir daha söyle. -Kıskanıyorum. -Bir daha söyle….. Neden kıskançlık bir sevgi gösterisi olarak algılanır bilmem. İnsan sevdiği kişinin kendisi için en iyisi olduğunu, ondan daha iyi kimse olmadığını düşünerek aşkını, ilişkisini yüceltir. Peki bu kadar iyi olduğunu düşündüğü karşı taraf için bu kadar pozitif duygular içindeyken, neden kendisi için bir o kadar negatif düşünce içerisine girer? Neden yaşadığı ilişkiyi bu kadar yüceltirken, kendisini bu kadar alçaltır.  Son dönemlerde birbirini kıskanan, karşılıklı kıskançlıktan şikayet eden ve sonunda her iki tarafında birbirini alabildiğine kısıtlayan genç çiftlerle karşılaşıyorum. Evet, genel algı olarak aldatmak artık çok kolay ve eskisine göre de fazla. Teknolojinin gelişimi, sosyal medyanın yükselişi ilişkilerin hızlı başlamasına ve aynı zamanda hızlı tükenmesine de neden oluyor olabilir. İnsanlar trafikte birbirine aşırı tepkili, küfürlü söylenişlerde bulunuyor ola...

Ergenlik Döneminde Ebeveynlik

Çocukluk dönemi ile yetişkin olma süreci arasındaki bu dönemde ebeveynlerin “Nasıl davranacağımı bilmiyorum?” söylemi ile sıklıkla karşılarız. Bu yazıda ebeveynlerin ergenlik sürecini yaşayan çocukları ile destekleyici bir ilişki ve iletişim sağlamaları adına önemli noktalardan bahsedeceğim. Ebeveynlerin ergenlik dönemindeki çocukları ile sağlıklı bir iletişim kurabilmeleri, gelişimleri ve desteklenmeleri adına çok önemlidir. Anne ve baba ergen bireyin fikirlerini, düşüncelerini, kararlarını yadırgamadan ve yargılamadan anlamaya çalışmayı denemelidir. Aksi halde ergenlik dönemindeki bireyler emri vaki durumlarda, kendisine çocuk muamelesi yapıldığında, yargılanacağı ve yadırganacağı durumlarda iletişim ve ilişkiyi yüksek duvarlar örerek kesebilir. Bu durum ebeveynleri ile daha az şey paylaşmalarına neden olurken, başa çıkamayacağı karmaşık durumlarda yetişkin desteğine ihtiyaç duysa dahi akranlarından aldığı destekle riskli davranış ve alışkanlıklara yönelim gösterebilir. Ebeveynl...

YAS SÜRECİ

Yas kontrolümüz dışında ve geri dönüşü mümkün olmayan durumların sonucu olarak ortaya çıkan ve yaşanılması gereken bir süreçtir. Yas dediğimizde ilk akla gelen sevdiğimiz, değer verdiğimiz yakın birinin kaybıdır. Ancak şiddeti, süresi değişiklik gösterse de boşanmalar, ilişki bitimleri hatta bazen işten ayrılmamız, mahalleden ayrılma durumlarımız da bir yas sürecidir. Yas süreci duygusal, fiziksel, düşünsel ve davranışsal tepkilerle kendini var eder. Yas ilk olarak beraberinde şok etkisini getirir. Kayıp ilk öğrenildiği zaman kısa süreli hissizlik durumu gerçekleşir. Akabinde kayıba yönelik inkar başlar. Kontrolümüz dışında gerçekleşen olay ve durum yok sayılır, gerçekleşmemiş gibi davranılır. Sonrasında kızgınlık yoğun bir şekilde hissedilir. “Neden ben?” sorusu ile başlayan sorgulama evresine geçilir. Bu durumu çaresizlik ve çökkünlük takip eder. Kaybın gerçekliği farkedilir ve çaresizlik, mutsuzluk hali başlar. Bu dönemde kişi sosyal ilişkilerinde ve sorumluluklarını gerçekle...

Eyvah, rezil olacağım!

Aslında rezil olmaktan hepimiz korkarız. Çoğumuz için topluluk önüne çıkmak, konuşma yapmak, tanımadığımız ortamlara girmek çok da kolay olmayabilir. Fakat bunları yapmaktan kaçmak aklımıza gelmez. Bu heyecanı hayatın bir parçası olarak yaşamaya alışkınızdır. Bazıları için ise bu kaygılar çok daha fazla, gittikçe artan, fiziksel semptomların eşlik ettiği ve sonunda kaçınma hareketlerinin gözüktüğü bir hal alır. Önceleri ufak ufak başlar herşey. “Tuvaletim geldi ama şimdi kalkarsam rezil olacağım. Birşey başıma gelecek, en iyisi ben yerimde oturmaya devam edeyim.” “Öğlen yemeğe çıktık. Herkes gibi biz de yemeğimizi aldık. Fakat yemek yemekten çekiniyorum. Ya yemek yerken rezil olursam. Ya elim titrer ve herkes bunu görürse.” “Kalabalık bir ortam var. Herkes gibi benim de fikirlerim var. Herkes fikrini söylüyor Fakat ya rezil olursam diyerek susmayı tercih ediyorum, insanların gözlerine daha az bakmaya çalışayım. En iyisi çıkışa en yakın yere oturayım.” Sosyal fobisi olan kişilerin sö...

Üstesinden Gelemediğimiz Sorunlar ve Ruhsal Travma

Doğumdan ölüme kadar varoluşumuz bir çok deneyim ile zenginleşir, olgunlaşır ve beslenir. Bazen bu olumlu bazende olumsuz deneyimler ile gerçekleşir. Bazı yaşantılarımız ve bunlara yüklediğimiz anlamlar vardır ki kişiliğimizi ve algımızı önemli ölçüde şekillendirir. Bu yazıda ruhsal travmalara neden olabilecek ancak fark etmesi zor olan deneyimlerden bahsedeceğiz. Bu yazı ile neden bazı sorunlarla baş etmek bizim icin o kadar zor ya da neden rahatsız eden olumsuz deneyimleri tekrar tekrar yasıyoruz bu ve benzeri soruların cevabına ışık tutmaya çalışacağım. Bir bebek dünyaya geldiginde anne ve babası onun güvenliği ve sağlığı için elinden geleni yapar. Ancak hiçbir çaba bebeğe anne karnındaki güvenli alanı oluşturamaz. Dolayısı ile bir bebeğin dünyaya gelişi adapte olması gereken ruhsal ve bedensel bütünlüğünü sarsan bir deneyimdir. Bununla beraber bir yetişkin olduğumuzda ne kadar çok yaşantının  bizleri sarstığını, izler bıraktığını, bizi istemediğimiz yönde şekillendirdiğini g...

Travma Ve Akut Etkileri

Ruhsal travma dediğimizde bireyi yada yakınlarını etkileyen doğal afetler  (deprem, sel vb.) ile ortaya çıkan, insan kaynaklı (savaşlar, patlamalar, saldırılar, tecavüzler, iskenceler  vb) olusan ve kontrolümüz dışında ani gelişen (kaza, yakınlarımızın kaybı vb) olaylardır. Bu ve benzeri olaylara karşı bireylerin etkilenme düzeyleri farklılık gösterir. Dolayisiyla ruhsal travmayı olaylarla değil olayların yarattığı etkiler  ile tanımlamak daha doğru olacaktır. Ruhsal travma bireyin ruhsal ya da fiziksel  bütünlüğünü sarsan veya tehdit eden dehşet, çaresizlik, korku duygularının yoğun yaşanmasına neden olan olaylar ve yaşantılardır. Bütün bu yoğun duygular yaşantısal bazı sonuçlara ve günlük hayatımızda bazı zorluklara neden olur. Olayın tekrar tekrar zihnimizde canlanması ya da olayı veya bir kısmını hatırlayamama, rutin işlerimize adapte olmakta güçlük, yoğun duygusal iniş çıkışlar, travmatik olayı içeren kabuslar  ve  bunlara bağlı olarak uykusuzluk ya...

İnsan İlişkilerinde Sınırlar ve Hayır Diyebilmek

İnsan ilişkilerinde sınır oluşturabilmek, bizim o ilişkide kendimizi güvende hissetmemizi, samimiyet ve yakınlıkla ilişkide var olmamızı sağlar. Hayır diyebilmek bu güvenli alanı oluşturmakta önemli bir dinamiktir. Hayır demenin genel olarak insanları kırmakla eş değer olduğuna yönelik toplumsal olarak bir algımız olabilir. Ayrıca kabul görmeme, eleştirilme, ayıplanma gibi algılar yaratmasından da endişe edebiliriz. Çoğunlukla kendi önceliklerimizi göz ardı ederken ve sürekli çevremizdeki insanların beklenti ve isteklerini karşılarken bulabiliriz kendimizi. Daha sonrasında bu durum iki sonucu ortaya çıkarabilir. Bir noktadan sonra karşı taraf sizin gibi davranmadığı için kendinizi değersiz hissedersiniz ve içsel bir öfke beslersiniz. İkinci olarak kendinizden çok fazla ödün vermek ve sınır oluşturmakta zorluk yaşadığınız için ilişkiler sizin için çok zor bir hal alabilir ve sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya başlarsınız. Bu çerçevede yapmanız gereken şey ilişkide kendi söylem ve davr...

Boşanma Süreci ve Sonrası Çocuk ile İletişim

Boşanma süreci ve sonrası çocuk ile iletişim Evliliği bitirmek çiftler için hiç kolay bir süreç değildir. Bir de çiftin çocukları varsa, çok daha sancılı bir süreç ile karşı karşıya kalırlar. Çocuğa boşanma nasıl söylenecek, nasıl tepki verecek, kızacak mı, ya depresyona girerse, ya beni suçlarsa gibi ikilemler bu süreci yaşayan her bireyin aklından geçmektedir. Bu yazımızda kısaca bu süreç nasıl yönetilmeli, çocuklar bu süreci nasıl yaşar ve çocuğun bu dönemi atlatmasına nasıl yardımcı olabiliriz bunları anlatacağım. Öncelikle eğer boşanma kesin karar ise çocuğunuzdan bunu uzun süre saklamamalısınız. Evet, çocuğunuz tabiiki bu süreçten etkilenecek. Hatta önce boşanmayı inkar edecek, sonrasında boşanma nedenlerine kızacak ve tepki gösterecek, anne ve babayı bir araya getirmeye çalışacak, sonrasında depresif bir sürece girecek ve en sonunda da bu durumu kabullenecek. Bu döneme alışabilmemesi için ona karşı hem şeffaf hem de mahremiyetinizi çocuğun yaşına uygun şekilde korumanız...

Ergenlik Dönemi Ve Yaşanan Çatışmalar

Ergenlik dönemi ruhsal, fiziksel ve duygusal   bir çok değişimin gerçekleştiği, çocukluk donemi ile yetişkinlik dönemi arasında gerçekleşen karmaşık bir süreçtir. Bu süreç ergen olma yolundaki birey icin çok yorucu olmakla birlikte ebeveynlerinde iletişim ve ilişki kurmakta yıprandıkları bir dönemdir. Ergenlik dönemi genelde 13 ile 22 yaşları arasında gerçekleşse de cinsiyet ve bireysel değişkenler başlangıç ve bitiş yaşlarında farklılık gösterebilir. Ergenlik döneminde bireyler fiziksel ve hormonal açıdan bir çok değişim yaşarlar, bedenleri değişmeye ve olgunlaşmaya başlarken, sesleri kalınlaşır ve bunu bir çok değişim takip eder. Bu fiziksel ve hormonal değişim yogun duygusal iniş çıkışlara neden olur. Yani bir çok duygularını uç noktada yaşarlar; öfkeyi, acıyı, aşkı, neşeyi, mutluluğu, nefreti, huzuru vb. Zihin artık bir çok şeye yoğunlaşmak zorundadır; sosyal ilişkilerde denge kurma çabası, karşı cins tarafından beğenilme isteği, entellektüel olarak ilgi alanlarının oluşma...

ÖFKE

Öfke herkes tarafından hissedilen normal ve uygun ifade edildiğinde sağlıklı ve doğal bir duygudur. Ancak kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüşürse ev hayatında, kişisel ilişkilerde ve genel yaşam kalitesinde sorunlara yol açar. Bireysel, ilişkisel ve toplumsal bir çok sorunun altında ifade edilmeyen ya da yanlış ifade edilen öfke duygusu vardır. Öfkeye yol açan pek çok neden var olmakla birlikte genelde engellenme, haksızlığa uğrama ya da sözümüzün dinlenmemesi veya fiziksel ya da sözel incinmeler öfkeyi tetikler. Diğer duygular gibi fizyolojik ve biyolojik değişmelerle birlikte hissedilirken düşünsel ve davranışsal etkileşimle ifade bulur. Bazı kişiler öfkelerini ifade etmekte zorlanırlar. Kendilerine ait kuralları ve ölçüleri olması nedeniyle, böyle kişiler öfkelerini ifade etmeye engel koyarlar. Bu kişilerin öfke tepkileri genellikle somurtma, küsme, surat asma gibi edilgen tepkilerdir. Buna öfkenin içe yönelmesi denir ve öfkelerini bu şekilde ifade eden kişiler için fiziksel (b...

Bebek ile Beraber Çift İlişkisi

Evlilik, çiftlerin bebek yapmaya karar vermesi ile değişime başlar aslında. Psikolojik ve maddi hazırlıklar bir yana hamilelik değişimin en somut şekilde görülmesini sağlayan dönemdir. Rutin gidilen doktor randevuları, bebeğin odasının hazırlanması, kıyafetlerinin alınması, yıkanması, ütülenmesi ve tabii son dönemlerde moda olan babyshower partileri (hoşgeldin partisi) en önemli hazırlıklar bebek ve ebeveynler için. Bu hazırlıklar ne kadar heyecan versede birçok hamilelikte anne adaylarının belirli şikayetleri de bulantı, kusma, baş ağrıları, halsizlik, el ayak şişmeleri, vb.  bu dönemde başlar.  Kadın kilo alır, birçoğu kendini çirkin hisseder yine bu dönemde. Ama bunlar sadece fırtına öncesi sessizlik olarak da adlandırılabilir. En zorlu dönem asıl bebeğin dünyaya gelmesi ile başlar.  Aileye yeni gelen bebeğe alışmak aynı zamanda anne ve babalığa alışmaktır. Artık çiftlerin evinde sabah kalktıklarında yoğun, koşuşturmalı bir gün başlar. Genellikle baba işe giden, ann...

Aldatma / Aldatılma

Günümüzde boşanmaların büyük çoğunluğu aldatmadan dolayı gerçekleşmektedir. Aldatılan yaşadığı yoğun duygusal çöküş, aldatanı affedememe, bir kere aldatan tekrar aldatır düşüncesi gibi hissiyat ve düşünceler insanları boşanmaya götürmektedir. Bu kadar yoğun duygulara rağmen ilişkiye devam etmek isteyenler ne yaşamaktadır? Aldatma konusu aslında hem aldatılan hem de aldatan için baş etmesi zor bir durumdur. Aldatılan mağdur, aldatan ise zalim gibi gözükmektedir. Oysaki aldatma hem aldatılanı hem de aldatanı derinden etkiler. Aldatılan kendini mağdur olarak görür, eşi tarafından yapılan haksız davranışın telafisini beklemektedir. Aldatılan tarafından talepler artar, birçok konu konuşulurken dönüp dolaşıp konu tekrar tekrar aldatmaya gelir. Aslında bunun sebebi aldatılan kişinin eşinin yaptığı davranıştan pişman olduğunu görmek, yaralarını sarmak ve konuyu kafasından atamamaktır. Ayrıntı beklenen sorular sorulur, cevapların tutarlılığı kontrol edilir. Her konunun aldatmaya daya...