Ana içeriğe atla

Travma Ve Akut Etkileri

Ruhsal travma dediğimizde bireyi yada yakınlarını etkileyen doğal afetler  (deprem, sel vb.) ile ortaya çıkan, insan kaynaklı (savaşlar, patlamalar, saldırılar, tecavüzler, iskenceler  vb) olusan ve kontrolümüz dışında ani gelişen (kaza, yakınlarımızın kaybı vb) olaylardır. Bu ve benzeri olaylara karşı bireylerin etkilenme düzeyleri farklılık gösterir. Dolayisiyla ruhsal travmayı olaylarla değil olayların yarattığı etkiler  ile tanımlamak daha doğru olacaktır.
Ruhsal travma bireyin ruhsal ya da fiziksel  bütünlüğünü sarsan veya tehdit eden dehşet, çaresizlik, korku duygularının yoğun yaşanmasına neden olan olaylar ve yaşantılardır. Bütün bu yoğun duygular yaşantısal bazı sonuçlara ve günlük hayatımızda bazı zorluklara neden olur. Olayın tekrar tekrar zihnimizde canlanması ya da olayı veya bir kısmını hatırlayamama, rutin işlerimize adapte olmakta güçlük, yoğun duygusal iniş çıkışlar, travmatik olayı içeren kabuslar  ve  bunlara bağlı olarak uykusuzluk ya da aşırı uyuma, iştahta azalma, sosyal izolasyon, isteksizlik ve yorgunluk bu zorlukların bir kısmıdır. Böylesi şiddetli yıkım etkisi yaratan yaşantılar ile bu sonuçların ortaya çıkması var olan bir duruma paralel ve doğal bir tepkidir. Unutmamalıyız ki ruhsal sağlığımızı olumsuz duyguları yok sayıp bastırmakla değil, negatif duygularımızı da farkedip, kabul edip deneyimleyerek koruyabiliriz. 
Butun bu sonuclar ve tepkiler ne kadar sürer? Yaklaşık bir ay ruhsal travmanın duygu-düşüncelerin şok etkisi, kabullenme sureci ve duygu-düşüncelerin farkına varma evresini kapsar. Dolayisiyla bahsettigimiz akut semptomların ortaya çıkışı bir aydan fazla zamanı alabilir. Devamında ki yaklaşık bir ay ise bahsi geçen günlük hayatımızı ve işlevselliğimizi zorlaştıran durumlar yoğun olarak yaşanır ve sonrasında azalarak biter ve günlük hayatımıza büyük oranla adapte olmuş oluruz.

Bütün bu günlük hayatımızı ve işlevselliğimizi etkileyen sonuçlar ne zaman ve hangi durumlarda sorun olmaya başlar ve destek almak gerekir? Akut semptomlar yaklaşık iki aydan sonra da azalmadan, hatta bazen artarak, devam ediyorsa bir uzman psikolog desteğine başvurulmalıdır. Azalmadan devam eden bu durum bazen ruhsal travmanın üzerinden yıllar geçtikten sonra bile ortaya çıkabilecek tssb’nin (travma sonrası stes bozukluğu) belirtilerini düşündürür. Uzman desteği kişinin anlamlandırmasına destek olurken, baş etme sistemlerini geliştirerek güçlendirmesinde bireye yardımcı olabilir.
Özgür Bayden
Uzm. Psikolog
Si Psikoloji

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aç Değilim ama Yine de Yemek Yiyorum...

- Sıkıntılı olduğumda yemek yiyorum. - Moralim bozulunca buz dolabına yöneliyorum. - Yemekten önce sıkıntılı oluyorum. - Stesli zamanlarda yemek yemek beni rahatlatıyor. - Yemek yedikten sonra kendimi suçlu hissediyorum. - Aç değilim ama yine de yemek yiyorum. Siz de yukarıdaki durumları yaşıyorsanız eğer, bu yazı sizin için... Aç olmadığınız halde, mutlu, üzgün ya da sıkıntılı olduğunuz zamanlarda yemek yiyebilirsiniz. Fiziksel açlık  dışındaki nedenlerle yemek yeme aktivitesine “duygusal yeme” denir. Peki duygusal yemeniz olup olmadığını nasıl anlarsınız? Fiziksel açlık yavaş yavaş belirirken, duygusal yeme aniden olur. Fiziksel açlık bekleyebilir, duygusal yeme hemen giderilmelidir. Fiziksel açlıkla yiyorsanız doyduğunuzda durabilirsiniz ancak duygusal yeme ile yiyorsanız doymuş olsanız bile yemeğe devam edersiniz. Gerçekten açlık nedeniyle yemek yiyorsanız pek çok seçeğene açık olurken, duygusal yeme ile yediğinizde genellikle; pizza, çikolata,...

Cinsel Mitler

Cinsellik insan yaşamındaki en haz verici ve en temel gereksinimlerden biridir. Kişinin başka bir kişiyi bedensel ve ruhsal olarak tanımasına, kabullenmesine ve çok özel bir haz alışverişine olanak veren, en üst yakınlaşma eylemidir. Cinsellik de yemek yemek, giyinmek, temizlenmek gibi öğrenilmesi gereken bir eylem olmasına rağmen maalesef genellikle hakkında hiç konuşulmayan, yokmuş gibi davranılan bir konudur. Toplumsal bir eylem olduğu için; kültürel etkilere açıktır. Kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler kişilerin cinselliği yaşamasında önemli bir etkendir; çünkü kişiler bu bilgilerle neleri yapıp, neleri yapmamaları gerektiğini öğrenmiş olurlar. Öğrenilen, bir diğer deyişle aktarılan yanlış inanışlar kişilerin cinsel yaşamlarında sorun yaşamalarına ve dahası cinsellikte haz ve doyuma ulaşmalarına engel olabilir. İşte bu konudaki yaygın yanlışlara “cinsel mit” diyoruz. Yapılan araştırmalar sadece cinsellikle ilgili mitlerin öğrenilmesinin bile kişilerin yaşadığı cinsel sorunları az...